CFO Kulübede, Şirket Sahada, Gözler Göstergelerde…

Bir şirketin CFO'su futbol takımının teknik direktörüne benzer. Çünkü hem teknik direktörün hem de CFO'nun görevi, sahip olduğu kaynakları en uygun biçimde kullanarak bugünkü başarı ile uzun vadeli sürdürülebilirlik arasında denge kurmaktır. Futbol takımının amacı yalnızca tek bir maçı kazanmak değil, sezon boyunca yeterli puanı toplamak, ligde kalıcı olmak ve mümkünse rakiplerinin önüne geçmektir. Şirket açısından bunun karşılığı, yalnızca belirli bir dönemde yüksek muhasebe kârı açıklamak değil; beklenen net nakit akışlarını büyütmek, bu nakit akışlarının elde edilme zamanını öne çekmek ve gerçekleşen sonuçların beklentilerden sapma riskini azaltmaktır. CFO'nun nihai hedefi de bu yolla şirket değerini artırmaktır.

Teknik direktör kararlarını verirken yalnızca skor tabelasına bakmaz. Takımının fiziksel durumunu, oyuncuların formunu, savunma ve hücum dengesini, pas bağlantılarını, top kayıplarını, yedek kulübesinin gücünü ve maç içindeki oyun disiplinini birlikte değerlendirir. CFO da benzer biçimde satışları, maliyetleri, kârlılığı, işletme sermayesini, borçluluğu, likiditeyi, yatırım harcamalarını ve nakit akışlarını birlikte izler. Bu göstergeler şirketin kendi yapısından doğdukları için “mikro göstergeler” olarak düşünülebilir. CFO bu alanların önemli bölümünde doğrudan ya da dolaylı biçimde etkili olabilir. Tıpkı teknik direktörün kadroyu, dizilişi, oyuncu değişikliklerini ve oyun planını değiştirebilmesi gibi CFO da finansman yapısını, ödeme takvimini, tahsilat politikasını, stok seviyesini, yatırım önceliklerini ve riskten korunma araçlarını yönetebilir.

Ancak maç hiçbir zaman yalnızca kendi takımının gücüyle belirlenmez. Teknik direktör karşı takımın oyun yapısını, hakemin yönetim tarzını, sahanın durumunu, hava koşullarını, seyirci baskısını ve maçın oynandığı ortamı da hesaba katmak zorundadır. Bunların hiçbiri teknik direktörün kontrolünde değildir; fakat alınacak kararların doğruluğunu doğrudan etkiler. CFO açısından da enflasyon, faiz oranları, döviz kurları, ekonomik büyüme, kredi koşulları, sektör talebi, emtia fiyatları, vergi ve düzenleme değişiklikleri gibi göstergeler aynı işlevi görür. Bunlar “makro göstergeler”dir. CFO bu değişkenleri belirleyemez; ancak bu değişkenlerin şirketin nakit akışları üzerindeki etkisini öngörmek ve şirketin pozisyonunu buna göre ayarlamak zorundadır.

Metaforun en önemli yönlerinden biri, mikro ve makro göstergelerin birbirinden bağımsız olmamasıdır. Teknik direktör rakibin baskısını artırdığını gördüğünde kendi takımının savunma hattını geri çekebilir, orta sahayı güçlendirebilir veya hızlı hücum yapabilecek bir oyuncuyu oyuna alabilir. Aynı şekilde CFO da faizlerin yükseldiği bir ortamda kısa vadeli borçların payını azaltmayı, sabit faizli finansmanı artırmayı veya yeni yatırımları yeniden sıralamayı tercih edebilir. Döviz kuru oynaklığı yükseliyorsa açık döviz pozisyonunu azaltabilir, doğal koruma imkânlarını kullanabilir veya türev araçlarla riskten korunabilir. Ekonomik büyüme yavaşlıyorsa stok seviyelerini, kapasite kullanımını ve satış vadelerini daha ihtiyatlı yönetebilir.

Bu bakımdan mikro göstergeler teknik direktörün sahaya sürdüğü oyunculara, makro göstergeler ise karşılaşmanın koşullarını belirleyen dış çevreye benzetilebilir. CFO'nun başarısı yalnızca elindeki oyuncuların tek tek güçlü olmasına bağlı değildir; bu oyuncuların hangi koşullarda, hangi rolü üstlenerek ve hangi denge içinde kullanılacağı da önemlidir. Örneğin satışların hızla artması ilk bakışta güçlü bir hücum performansı gibi görünebilir. Ancak bu satış artışı uzun vadeli alacaklara, yüksek stoklara ve artan kısa vadeli borçlara dayanıyorsa takım hücum ederken savunmada büyük boşluklar bırakıyor demektir. CFO burada “daha çok satış” hedefinden önce satışın nakde dönüşme hızını ve bu büyümenin finansman maliyetini değerlendirmelidir.

Benzer şekilde yüksek kârlılık da tek başına yeterli değildir. Bir takımın topa daha fazla sahip olması maçı kazanacağını garanti etmez; şirketin yüksek muhasebe kârı açıklaması da finansal olarak güçlü olduğu anlamına gelmez. Alacakların tahsil edilememesi, stokların nakde dönüşmemesi veya borç servisinin ağırlaşması hâlinde kâr ile nakit arasında ciddi bir fark oluşabilir. Bu nedenle CFO için nakit akış tablosu, teknik direktörün yalnızca maç skoruna değil, takımın gerçek oyun kalitesine bakmasına benzer. Nakit, takımın sahada gerçekten koşabilecek durumda olup olmadığını gösteren kondisyon göstergesidir.

Bütçe ve finansal plan ise teknik direktörün maç öncesi hazırladığı oyun planıdır. Fakat iyi bir teknik direktör, maç başladıktan sonra ilk planına körü körüne bağlı kalmaz. Rakip beklenenden farklı oynuyorsa taktiğini değiştirir. CFO da bütçe ile gerçekleşmeleri sürekli karşılaştırmalıdır. Kur varsayımı değişmiş, faiz maliyeti yükselmiş, talep zayıflamış veya hammadde fiyatı artmışsa yıllık bütçeyi değişmez bir belge olarak görmek ciddi bir hata olur. Bu durumda tahminlerin güncellenmesi, farklı senaryoların hazırlanması ve finansal kararların yeni makro koşullara göre yeniden düzenlenmesi gerekir.

Risk yönetimi de bu metaforun doğal bir parçasıdır. Teknik direktör geride olduğu bir maçta son dakikalarda daha fazla hücumcu oyuncu kullanarak risk alabilir. Ancak aynı karar takımın kontraataklardan gol yeme ihtimalini artırır. CFO'nun daha fazla borçlanarak yatırım yapması da benzer bir tercihtir. Borç, şirketin büyümesini hızlandırabilir ve özkaynak getirisini artırabilir; fakat faiz, kur veya talep şoku yaşandığında finansal kırılganlığı da yükseltebilir. Dolayısıyla CFO'nun görevi her zaman en yüksek getiriyi hedeflemek değil, beklenen getiri ile risk arasında şirket değerini en çok destekleyecek dengeyi kurmaktır.

Bu çerçevede CFO, kontrol edebildiği mikro göstergeler ile kontrol edemediği makro göstergeler arasında sürekli bir bağlantı kuran teknik direktördür. Mikro göstergeler ona takımının mevcut gücünü, zayıflıklarını ve manevra alanını gösterir; makro göstergeler ise oyunun hangi şartlarda oynandığını anlatır. Teknik direktör yağmuru durduramaz, hakemin kararlarını değiştiremez veya rakibin sahaya hangi planla çıkacağını belirleyemez. Fakat bütün bunlara karşı kendi takımını doğru konumlandırabilir. CFO da faiz oranını, enflasyonu veya döviz kurunu belirleyemez; buna karşılık borçlanma yapısını, likidite tamponunu, işletme sermayesini, yatırım temposunu ve riskten korunma politikasını değiştirebilir.

CFO'nun teknik direktöre benzetilmesinin asıl gerekçesi, finansal yönetimin yalnızca şirket içi rakamları takip etmekten ibaret olmadığını göstermesidir. Başarılı CFO, bir yandan kendi takımının mikro performans göstergelerini sürekli izlerken diğer yandan makro ekonomik oyunun ritmini okumak zorundadır. Çünkü aynı takım, farklı saha ve rakip koşullarında farklı oyun planına ihtiyaç duyar. Şirketler için de aynı finansal yapı her ekonomik ortamda doğru değildir. CFO'nun görevi, kontrol edebildiği unsurları kontrol edemediği çevresel koşullara uyarlamak; beklenen net nakit akışlarını artırmak, bu akışların gerçekleşmesini hızlandırmak, sapma riskini azaltmak ve böylece şirketin piyasa değerini mümkün olan en yüksek düzeye taşımaktır.

Yorumlar

Yorumlar önce moderasyon bekler; onayladıktan sonra burada görünür. Yorum yazmak için hesap gerekmez.