Türkiye'de şirketlerin önemli bir bölümü güçlü girişimcilik ruhu, aile sermayesi, kişisel ilişkiler, hızlı karar alma yeteneği ve değişen koşullara uyum sağlama becerisi sayesinde kurulmakta ve büyümektedir. Ancak şirketi kuruluş ve büyüme aşamasında başarıya taşıyan bu özellikler, belirli bir ölçeğin ardından kurumsallaşmanın önündeki engellere dönüşebilmektedir. Çünkü şirket kurmak ile kalıcı bir kurum oluşturmak aynı şey değildir. Şirket kurmak sermaye, cesaret ve iyi bir iş fikri gerektirirken; kurum oluşturmak yetki devri, profesyonel yönetim, şeffaflık, hesap verebilirlik, yazılı süreçler ve kişilerden bağımsız işleyen bir sistem gerektirir.
Türkiye'de kurumsallaşmanın önündeki en önemli sorunlardan biri, şirket ile şirket sahibinin birbirinden yeterince ayrılmamasıdır. Özellikle aile şirketlerinde kurucu girişimci yıllarca işletmenin bütün riskini üstlenmiş, sermayeyi sağlamış, müşterileri bulmuş ve kritik kararları kendisi vermiştir. Bu nedenle şirket üzerinde güçlü bir sahiplik ve kontrol duygusu geliştirmesi doğaldır. Ancak işletme büyüdükçe patronun hem genel müdür, hem finans yöneticisi, hem satın alma sorumlusu hem de son karar mercii olduğu yapı sürdürülebilir olmaktan çıkar. Profesyonel yöneticiler işe alınsa bile gerçek anlamda yetki devredilmezse, yöneticiler karar alan kişilerden çok patronun kararlarını uygulayan kişilere dönüşür.
Kurumsallaşmanın ikinci önemli engeli kişilere dayalı yönetim kültürüdür. Kurumsallaşmış bir şirkette temel soru "Bu işi kim biliyor?" değil, "Bu iş hangi sisteme ve hangi kurala göre yürütülüyor?" olmalıdır. Buna karşılık bazı işletmelerde süreçlerin önemli bölümü kişilerin hafızasına, tecrübesine ve ilişkilerine bağlıdır. "Bu işi Mehmet Bey bilir", "Patrona soralım" veya "Biz yıllardır böyle yapıyoruz" gibi ifadeler aslında kurumsallaşma eksikliğinin göstergeleridir. Görev tanımları, yetki limitleri, raporlama sistemleri, bütçeler, performans ölçütleri ve iç kontrol mekanizmaları açık biçimde oluşturulmadıkça şirket kişilere bağımlı kalmaya devam eder.
Üçüncü önemli sorun, liyakat ile sadakat arasındaki tercihtir. Aile şirketlerinde güven doğal olarak çok değerlidir. Ancak güvenilir olmak ile belirli bir görevi başarıyla yerine getirecek bilgi ve yetkinliğe sahip olmak aynı şey değildir. Şirket büyüdükçe finans, insan kaynakları, üretim, pazarlama, bilgi teknolojileri ve risk yönetimi gibi alanlarda uzmanlaşma kaçınılmaz hale gelir. Aile üyelerinin yönetimde görev alması elbette mümkündür; ancak görev dağılımının akrabalık ilişkilerine değil, yetkinlik, sorumluluk ve ölçülebilir performansa dayanması gerekir.
Türkiye'nin ekonomik yapısı da kurumsallaşma sürecini zorlaştırmaktadır. Enflasyon, döviz kuru oynaklığı, yüksek finansman maliyetleri, talep dalgalanmaları ve ekonomik belirsizlikler, yöneticileri uzun vadeli yapılanmadan çok günlük sorunları çözmeye yöneltebilmektedir. Yönetimin zamanının büyük bölümü nakit akışını dengelemek, kredi bulmak, maliyetleri kontrol etmek veya fiyatlama sorunlarını çözmekle geçtiğinde; insan kaynağını geliştirme, stratejik planlama, dijital dönüşüm ve kurumsal yönetim yatırımları ertelenebilmektedir.
Bir başka önemli sorun finansal şeffaflık ve yönetim bilgi sistemlerinin yetersizliğidir. Kurumsallaşma yalnızca organizasyon şeması hazırlamak veya yönetim kurulu oluşturmak değildir. Sağlıklı bütçeleme, yönetim raporlaması, iç kontrol, risk yönetimi ve performans ölçümü kurumsallaşmanın temel parçalarıdır. Şirket hangi müşteriden, üründen veya faaliyet alanından ne kadar kazandığını doğru ölçemiyorsa, profesyonel yönetim kapasitesi de sınırlı kalır. Sağlıklı kararların alınabilmesi için yöneticilerin sezgilere değil, zamanında üretilen güvenilir finansal ve operasyonel bilgilere dayanması gerekir.
Kurumsallaşmanın belki de en kritik aşaması ise ikinci ve üçüncü kuşağa geçiştir. Birinci kuşak girişimcilik yeteneğiyle şirketi büyütebilir; ancak sonraki kuşaklarda ortak sayısı arttıkça mülkiyet, yönetim ve aile ilişkileri daha karmaşık hale gelir. Kimin yönetici olacağı, aile üyelerinin ücretleri, temettü politikası, pay devri, şirkette çalışmayan aile bireylerinin hakları ve halefiyet gibi konular önceden düzenlenmemişse aile içi sorunlar şirketin geleceğini tehdit edebilir. Bu nedenle aile anayasası, ortaklar arasındaki ilişkilerin açık biçimde düzenlenmesi, profesyonel yönetim kurulu yapısı ve halefiyet planlaması giderek daha önemli hale gelir.
Türkiye'de kurumsallaşmanın temel sorunu mevzuattan çok yönetim anlayışının dönüşmesidir. Kurumsallaşmak patronu şirketten uzaklaştırmak değil, patronun her karara müdahale etmek zorunda olmadığı, sorumlulukların açık biçimde dağıtıldığı ve sistemlerin kişilerden bağımsız biçimde işlediği bir yapı kurmaktır.
Yorumlar
Yorumlar önce moderasyon bekler; onayladıktan sonra burada görünür. Yorum yazmak için hesap gerekmez.